Miras Hukuku

Miras Davası Avukatı Ankara

Miras Davası Avukatı Ankara , miras bırakanın ölümü ile ortaya çıkan özel hukuk kapsamındaki hukuki sorunları konu alan bir hukuk dalıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda yer alan miras hukuku, kanunun sistematiğine göre yasal mirasçılık, saklı payla sahip mirasçılar, miras bırakanın tasarruf özgürlüğü, vasiyetname ve miras sözleşmesi gibi ölüme bağlı tasarruflar ile bunların iptali ve tenkisi, mirasın geçmesi, mirastan yoksunluk, miras ortaklığı ve paylaşımı şeklinde sınıflandırılmıştır.

Bu kapsamda gerek mirasçılık sıfatının tespiti gerekse miras bırakanın mal varlığı olan terekenin tespiti, korunması, tasfiyesi, mirasın reddi ve mirasın reddi süresinin uzatılması gibi taleplere yönelik davaları takip ettiğimiz gibi, ölüme bağlı tasarruflar, ortaklığın giderilmesi, muris muvazaası, ketm-i verese (mirasçının gizlenmesi) gibi miras hukukuna ilişkin tüm ihtilaflarda hukuki danışmanlık ve dava işlemlerinin yürütülmesi konusunda da hizmet vermekteyiz.

TMK m.589 vd. UYARINCA BİR KORUMA ÖNLEMİ OLARAK TEREKENİN YAZIMI, KORUNMASI VE TESPİTİ[1]

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) m.599/2 hükmüne göre “mirasçılar, kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, miras bırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer mal varlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini tescil, teslim, temlik gibi işlemlere gerek olmaksızın doğrudan doğruya kazanırlar ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.” Bu sorumluluk mirasçılar açısından miras bırakanın malvarlığı ile sınırlı sorumluk olmayıp, kişisel sorumluluktur. Başka bir deyişle, miras bırakandan intikal eden borçlardan mirasçıların kendi malvarlığı ile sorumlu olmalarıdır.

 Miras bırakanın ölümüyle birlikte mirasçılar miras bırakanın malvarlığından, başka bir ifade ile terekeden çeşitli sebeplerle haberdar olamayabilirler. Miras bırakanın geniş bir malvarlığına sahip olması, miras bırakan ile mirasçılarının görüşmemesi gibi sebeplerle terekenin tespiti mümkün olamayabilir. Terekenin tespit edilememesi mirasçıların mirası reddedip reddetmeme konusunda kararsız bırakabilir.

Miras bırakanın malvarlığının fazla olması nedeniyle mirasçıların terekenin aktif ve pasiflerini tespit etmeleri, tek taraflı bilgi edinmeleri de mümkün olmayabilir. Bu nedenle mirasçılar öncelikle TMK m.619 vd. hükümlerine dayanarak “terekenin resmi defterinin tutulmasını” talep ederek, miras bırakanın tüm alacaklı ve borçlularına ilan yapılmak suretiyle terekenin tüm aktif ve pasiflerinin belirlenmesini ve sonrasında mirasın reddine, mirasın resmi tasfiyesine, tutulan deftere göre mirasın kabulüne veya mirasın kayıtsız şartsız kabulüne karar verilmesi içeren seçimlik haklarından birini seçebilirler. Ancak terekenin resmi defterinin tutulması yasada süreye bağlanmıştır. TMK m.619/2 hükmüne göre “Resmi defter tutma, mirasın reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle, bir ay içinde istenir.” Hükümde öngörülen bir aylık süre hak düşürücü süre olup mahkemece re’sen dikkate alınır. TMK m.619 hükmü gereği terekenin resmi defterinin tutulması talebinde bulunan mirasçı ayrıca mirasın reddi süresinin uzatılması talebinde bulunamaz. Zira bir ay içinde açılan davalarda süre uzatımı olmayacağı, zaten defter tutulması sonrasında seçimlik haklardan birinin kullanılacağı açıktır.

Şu durumda bir aylık süre geçtikten sonra terekenin tespiti nasıl istenebilir? Miras Davası Avukatı Ankara olarak Miras bırakan ile mirasçılar uzun süredir görüşmüyorlarsa, mirasçılar birbirlerinden habersizse ya da mirasçıların nerede oldukları bilinmiyorsa tereke nasıl tespit edilecektir? Terekenin tespit edilmemesi halinde mirasın kabulü ve terekenin borca batık olması mirasçılar aleyhine sonuçlar doğurabilir. Terekenin mevcut durumunun, mirasçılar tarafından tespit edilememiş olması nedeniyle mirası ret hakkının kullanıp kullanılmaması hususuna mirasçılar kanaat getiremeyebilirler. Terekenin resmi defterinin tutulması süresi geçirilmişse mirasçıların mirasçılık sıfatları ve mirası ret kanaatleri ancak mirasın reddi süresinin uzatılması ve tereke mallarının korunması, yazımı ve tespiti taleplerinin kabulü ile mümkün olabilmektedir.

Miras Davası Avukatı Ankara

Öncelikle mirasın gerçek reddi ile ilgili olarak TMK m.606’da üç aylık bir süre öngörülmüştür. Bu süre ölüm tarihinden ya da mirasçının mirasçı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren başlayan hak düşürücü bir süredir. Mirasçılar yasada öngörülen üç aylık sürede mirası reddetmek durumundadırlar. Yasada ön görülen üç aylık süre geçtikten sonra mirasçılar mirası kabul etmiş sayılacaktır. Terekenin tespit edilemediği durumlarda üç aylık süre önem arz etmektedir. Bu nedenle mirasçılar sulh hukuk hâkiminden öncelikle terekenin tespiti ile TMK m.615 kapsamında önemli sebeplerin varlığı halinde mirasın reddi süresinin, başka bir ifadeyle yasada öngörülmüş olan üç aylık sürenin uzatılmasını talep edebilirler. Önemli sebeplerin varlığına sulh hukuk hâkimi karar verecektir. Miras bırakanın birden fazla davasının bulunması, yapmış olduğu vasiyetnamelerin varlığı, mal varlığının mirasçılar tarafından tespitinin mümkün olmaması gibi durumlar önemli sebeplerin varlığı olarak kabul edilebilir.

Söz konusu dava ile öncelikle miras bırakanın terekesi tespit edilip tereke kapsamındaki tüm mallar deftere yazılmak suretiyle tereke mühürlenmektedir.

TMK 590. maddesine göre aşağıdaki şartların gerçekleşmesi halinde sulh hukuk hâkimi terekenin defterinin tutulmasına karar verecektir:

  1. Mirasçılardan birinin vesayet altına alınması veya vesayet altına alınmasının gerekmesi,
  2. Temsilcisi bulunmayan bir mirasçının uzun süredir ortada bulunmaması, veya
  3. Mirasçılardan veya ilgililerden birinin ölüm tarihinden başlayarak 1 ay içinde talepte bulunması.

Defter tutulmasına ilişkin olarak her ne kadar madde metninde bir aylık bir süre öngörülmüşse de, bu süre düzenleyici bir süre olup hak düşürücü değildir. Bu hususta Yargıtay’ın hüküm altına alındığı üzere “Türk Medeni Kanunu’nun 590. maddesinde yer alan bir aylık süre, hak düşürücü süre olmayıp, düzenleyici niteliktedir. Terekenin korunmasına ilişkin önlemler, hukuki niteliği bakımından mirasın kazanılması yahut mirasçılık sıfatı bakımından maddi bir etkiye sahip olmadığından, bu süre aşılsa bile paylaşmaya kadar her zaman istenebilir. Davacının talebi Türk Medeni Kanunu’nun 589. maddesi gereğince terekenin tedbir mahiyetindeki tespiti istemidir. Açıklanan ve tüm dosya kapsamından saptanan bu durum karşısında mahkemece Türk Medeni Kanunu’nun 589. maddesi çerçevesinde gerekli önlemlerin alınması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” şeklinde kaleme alınmıştır. (1)

Aynı hususta Yargıtay’ın başka bir kararında da “Tüm bu önlemler terekenin korunması ve tespiti kapsamındadır. Terekenin korunmasına dair önlemler hukuki niteliği bakımından mirasın kazanılması yahut mirasçılık sıfatı bakımından maddi bir etkiye sahip olmadığından bu süre aşılsa bile paylaşmaya kadar her zaman istenebilir. Türk Medeni Kanununun 590. maddesinde yer alan bir aylık süre hak düşürücü süre olmayıp düzenleyici niteliktedir. Davacı mirasçı olduğundan terekenin tespiti ve korunması için defterinin tutulmasını istemesinde hukuki yararı vardır.” şeklinde hüküm kurulmuştur. (2)

Konuya açıklık getiren bir diğer kararda Yargıtay kararında ise şöyle bir sonuca varılmıştır: “TMK’nın 590. maddesinde yer alan bir aylık süre, hak düşürücü süre olmayıp, düzenleyici niteliktedir. Terekenin korunmasına dair önlemler, hukuki niteliği bakımından mirasın kazanılması yahut mirasçılık sıfatı bakımından maddi bir etkiye sahip olmadığından bu süre aşılsa bile paylaşmaya kadar her zaman istenebilir. Davacının talebi TMK’nın 589. maddesi gereğince terekenin tedbir mahiyetindeki tespiti istemidir. Açıklanan ve tüm dosya kapsamından saptanan bu durum karşısında mahkemece TMK’nın 589. maddesi çerçevesinde gerekli önlemlerin alınması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.” (3)

Terekenin tespiti ve diğer önlemlerin alınmasında yetkili mahkeme miras bırakanın son yerleşim yeridir. Miras bırakan, yerleşim yerinden başka bir yerde ölmüşse, o yerin sulh hukuk hâkimi bu ölümü yerleşim yeri sulh hukuk hâkimine gecikmeksizin bildirir ve miras bırakanın ölüm yerinde bulunan mallarının korunması için gerekli önlemleri alarak bununla ilgili dosyayı ve varsa vasiyetnameyi yerleşim yeri sulh hukuk hâkimine gönderir.

Tespit niteliğinde bulunan koruma önlemleri çekişmesiz yargı işlerinden olup, kesin hüküm teşkil etmemektedir. Ayrıca terekenin tespiti ve korunmasına yönelik tüm koruma önlemlerini hâkim re’sen alabileceği gibi mirasçılar da talep edebilir. Terekenin tespiti davasını mirasçılardan birinin açması halinde davaya diğer mirasçıların da dahil edilmesi gerekmektedir. Tereke mallarının tespitinin ardından tüm mirasçılar onay vermediği sürece taksim işlemi yapılmayacaktır. Sulh hukuk hâkimi mirasın reddi süresinin uzatılmasına karar vermişse tereke mallarının tespitiyle birlikte mirasçılar mirası kabul edip etmeme konusunda olumlu ya da olumsuz bir kanaat getirebileceklerdir.

(1) Yargıtay 14. HD, E.2016/6232, K.2019/767 sayılı karar.

(2) Yargıtay 14. HD, E.2015/18247, K. 2017/2270 sayılı karar.

(3) Yargıtay 14. HD, E. 2015/7037, K. 2016/6569 sayılı karar.


[1] Bu çalışmada TMK m.619 vd. hükümlerinde öngörülen “terekenin resmi defterinin tutulması” konusu incelenmemiş olup, TMK m.589 vd. hükümleri uyarınca, koruma önlemi olarak, “terekenin defterinin tutulması” konusu incelenmiştir.